The Blog

Değişim ve kültür
Aralık 6th, 2014Yalın YönetimLütfi Apilioğulları 1 Comments

Günümüzde, müşteriler satın alım yaptıkları ürün ya da tedarikçileri giderek artan bir seyir ile değiştirmektedirler. Eskiden hakim  olan “firma geçmişi, ünü ya da marka bilinirliğinin” tercih etmedeki üstünlüğü –  yerini artık müşteri açısından değeri kimin en fazla ürettiğine bırakmaktadır.

Artık müşteriler çok daha bilinçli, sorgulayıcı ve en önemlisi kendi öneminin daha da farkındadırlar. Geçmişin bir çok ünlü ve asla vazgeçilmez sanılan firmalarının ya da ürünlerinin yerini ve pazar payını bugün bambaşka firmaların ve ürünlerin alabilmesi buna en güzel örnektir.

  • 1996’da dünyanın en değerli dördüncü firması olan Kodak bugün acaba ne durumdadır. Kodak analog teknolojiden dijitale geçişte geç kalmıştır.
  • 55 yıl kesintisiz TV üreten Japon Hitachi artık TV üretimini bırakmıştır. LG ve Samsung’un inovasyon yeteneği ile baş edememiş, TV üretimini katamak durumunda kalmıştır.
  • 10 yıl öncesinin en çok tercih edilen telefon markası Nokia, Blackbery gibi firmalar, Pazar paylarının gücüne güvenerek gerekli değişimi gerçekleştirmede geç kalmışlar ve yerlerini Apple, Samsung’ a bırakmak zorunda kalmışlardır.
  • Benzer örnekleri ülkemizden de verebiliriz.

Bunun en temel nedeni; şu an pazarda lider olan firmaların, müşteri beklentilerini çok iyi anlamaları ve bu beklentilere tam olarak karşılık verebilmek için stratejilerini “değişim, inovasyon ve hız” olarak belirlemeleridir.

Kısaca müşterinin istediklerine yani Değer’e odaklanarak her alanda operasyonel mükemmelliği yakalamayı hedeflemeleridir.

Evet, müşteri beklentileri eskiye oranla inanılmaz bir hız ile değişmektedir. Bu değişim biz üreticileri de değişme / gelişime zorlamaktadır. Çünkü artık kesin olan bir şey var ki o da, eğer biz değişmezsek –net bir şekilde müşteri bizi değiştirecektir.

Müşteri bizim varlık sebebimizdir ve gerçek patronumuzdur. O halde bizde müşterilerimizin beklentilerine daha iyi cevap verebilmek, onlar tarafından vazgeçilmez bir tedarikçi olarak kalabilmek için – küresel boyutlara gelmiş olan rekabet dünyasında – eskiye oranla daha farklı / yeni stratejiler geliştirmeli ve uygulamalıyız.

Ülkemizde petrol / doğalgaz gibi doğal kaynaklarımız yok. Ham maddeyi, enerjiyi Dünyadaki rakiplerimize göre daha pahalıya mal ediyoruz. Bu şartlarda var olabilmek, ayakta kalabilmek ve rakiplerimizi geride bırakabilmek için mutlak suretle rakiplerimizden daha verimli olmamız gereklidir.

Bunun işin anahtarı ise değişim / dönüşüm’ dür.

Değişimin iki boyutu vardır. Teknik boyutu, Sosyal boyutu.Teknik tarafında pek sorun yoktur ancak işi zor tarafı olan sosyal değişim – ya da kültürel değişimdir. Bizim asıl odaklanmamız gereken konunun bu olduğuna inanıyorum.

Yıllardır süregelen alışkanlıklarımızı / iş yapma şeklimizi bir çırpıda değiştirmenin kolay olmayacağı bir gerçek. Ancak, bu değişimi gerçekleştirmezsek – değiştirilmesi gerekecek bir durumunda olmayacağı da başka bir gerçek.

Peki neyi değiştireceğiz ?

Açıkçası ailemiz hariç her şeyi değiştirmeliy. En başta iş yapma kültürümüzü / felsefemizi değiştirmeliyiz.

En büyük hata her şeyin yolunda gittiğini / olması gerektiği gibi olduğunu düşünerek işleri yürütmektir. İş süreçleri dinamiktir. Bir çok sebeple değişkenliğe uğrarlar. Eğer biz süreçlerimizi sıkı bir şekilde takip etmez / kontrol etmez isek sonuçlar bazen istediğimiz gibi çıkmayabiliyor. O nedenle öncelik olarak, tüm süreçlerimizde iyi bir ölçüm / kontrol mekanizması kurmalı ve bunun doğru çalıştığından emin olmalıyız. Çünkü ölçmediğimiz (ya da doğru ölçmediğimiz) bir şeyi düzeltemeyiz.

Bugün Google – server’larını kuzey kutbuna yakın yerlere kurarak, sistemlerinin soğutulması için gereken enerji maliyetini azaltmaya çabalıyor.Ülke olarak maalesef uzaktan yönetim felsefesini, açıkçası sahaya inip, yerinde görme felsefesinden biraz uzağız. Nasıl gitmediğin müşteri senin değil ise, yerinde görülmeyen probleminde çözülme olasılığı olamaz. Bu bağlamda – yerimizden kalkarak, dolaşarak- soru sorarak ve role model olarak yönetme anlamında kendimizi geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum.Mücadele (challenge) etme ruhumuzu sahaya yansıtmalıyız. En tepeden en aşağı kadar, herkesin sürekli iyileştirme felsefesi ile işe gelmesini sağlamalıyız. Sürekli iyileştirme kültürünü herkesin asli görevi yapmalıyız.

Acımasız değil ancak katı olmalıyız. Değişim için bedelini ödemek ve süreci izlemek gereklidir. Önce tohum atıp – sonra hasat etmeliyiz. Dönüşümün büyüklüğü o an fark edilemez, daha sonra geriye baktığınızda nelerin değiştiğini anlarsınız.

Daha az söylem / daha çok eylem yapmalıyız.Daha çok araştırıp, daha çok deneme yapmalıyız.Daha çok sahada olup, daha çok gözlem yapacağız. CEO’dan başlayarak – organizasyon içindeki en alt kademeye kadar herkeste bu bilincin yerleşmesini sağlamalıyız. Konferans odası çözümler değil, problemin olduğu yerde gözlem ile kaizen ile sonuçları değiştirmeyi öğrenmeliyiz.Ekip olarak çalışarak, her tür görüşe / fikre kimden geldiğine bakmaksızın saygı duymalıyız.

Başarı; insanı bazen verimsizliğe, rehavete; rehavet ise insanı tembelliğe / kibre götürürür. Bunun için sürekli yeni hedefler koymamız gereklidir. Hedef olarak, büyüme rakamları yerine organizasyonel gelişim  (yumurtaya değil kaz’a yatırım yapacağız) üzerine vurgu yapmalıyız. Çünkü firmaların asıl rekabet güçleri İNSAN’dır.

  • Bugün Google – server’larını kuzey kutbuna yakın yerlere kurarak, sistemlerinin soğutulması için gereken enerji maliyetini azaltmaya çabalıyor.
  • IBM yangın riskini sıfıra indirgemek için , sistem odalarındaki oksijen miktarını 17% seviyesine indiriyor (bu oranda ateş yanmıyor, insan yaşamı için minimum 19% gerekli).
  • Almanya’da Audi shohroom’larında sanal araba sergiliyor. Bunların hepsi dev firmalar, güçlü firmalar, karlı firmalar ancak aynı zamanda da yerinde durmayan firmalar. Sürekli araştırıyorlar, deniyorlar ve geliştiriyorlar.

Bizde bu şekilde olmalıyız. Bizi zirveye çıkaran, işleri yapmayı bıraktığımız an aşağıya doğru inmeye başlarız. Bunun için seçmemiz gereken yol ise, daha önce aynen bu yolu seçerek şu an zirve de bulunan firmaların izlediği yoldur. Yani YALIN DÖNÜŞÜMDÜR.

Evet, Yalın dönüşüm, yalın düşünce ve yalın yönetim artık üreticilerin DNA’sına işlemelidir. İsrafa ile mücadele edip, hızlı, kaliteli ve rekabetçi maliyet ile üretim yapabilmek için her alanda YALIN olmalıyız

'One Response to “Değişim ve kültür”'
  1. aysegul ozkavukcu dedi ki:

    merhaba

    cok hos ve yalın bir yazı olmuş, elinize sağlık. su an içinde bulunduğum durumu da yansıtıyor yazınız. Yalın donuşumun sosyal boyutu ile başaçıkabildiğimizde başarı kendiliğinden gelecek.

    selamlar

Leave a Reply


× üç = 15

Affiliates

Follow Me On The Web!

Join Lean Ofis | Turkey

Yalın Yönetim

Lean Ofis | Blog üyelik için

Tesekkürler