The Blog

Değişimin değiştirdikleri
Mayıs 9th, 2018-Tedarik Zinciri, Yalın YönetimLütfi Apilioğulları 0 Comments

Eskinin hükmünün kalmayacağı yeni bir dönem içindeyiz. Teknolojik gelişim, küreselleşme ve sosyo kültürel değişimler tüketici tercihlerini, pazar dinamiklerini ve iş standartlarını değiştirmekte, endüstriyel çağın rekabet ortamı yerini dijital çağa bırakmaktadır. Artık beklentileri tamamen farklı yeni tüketici kitlesiyle karşı karşıyayız. Tüketiciler daha bilinçli, sorgulayıcı ve her şeyden önce kendi öneminin farkındalar. Standart ürün, standart kalite yerine özel ürünleri, yüksek kalitede ve hemen istemektedirler. Çeşitlilik giderek artmakta, ürün yaşam süreleri kısalmakta ve maliyetin yanında fonksiyonalite/hız faktörleri tercih edilme kriterleri olmaktadır.

Ne üretileceği, ürünün özelliklerin ve fiyatının ne olacağı gibi konularda üreticilerin söz sahibi olduğu dönemde müşteri ve tedarikçilerle kısıtlı iletişime geçiliyor, hemen her şey iç bünyede, büyük ekipman parkurlarında yüksek miktarlarda gerçekleştiriliyordu. Standart/tekrarlamalı üretim süreçlerinin varlığı, yetkin iş gücü gerektirmiyor, eğitim-gelişim konuları çok az gündeme alınıyordu. İşletme performansları ciro, toplam kârlılık, birim maliyet gibi finansal ölçütler kullanılarak takip ediliyor, teknoloji ağırlıklı olarak standart ürünleri etkin bir yöntemle, büyük miktarlarda üretilmesine olanak sağlamak amacıyla kullanılıyordu. Ürün çeşidinin az olması, üretim hatlarında sık ürün/model dönüşü yapmadan, standart modellerden yüksek miktarlarda üretim yapılabilmesine olanak tanıyordu. Seri üretim (mass production) konseptine dayanan bu yöntemin en önemli avantajı ölçek ve fırsat ekonomisiydi. Ölçek büyüdükçe birim maliyetler düşüyor, üretici daha fazla kâr elde ediyordu.

Ancak dijital çağda ölçek giderek küçülmekte, rekabet şartları değişmektedir. Tüketicilerin farklı beklenti ve eğilimleri ürün çeşitliliğinin artmasına, miktarın düşmesine ve ürün yaşam sürelerinin kısalmasına neden olmaktadır. Tüketici beklentilerinin standart ürünlerden → özel, kişiselleştirilmiş ürünlere doğru yer değiştirmesi, ‘yüksek miktar-düşük çeşitlilik’ konseptinin yerini ‘düşük miktar-yüksek çeşitliliğe’ bırakmasına, ölçek ekonomisinin birçok alanda geçerliliğini yitirerek işletme süreçlerinin kapsam ekonomisine odaklı bir hale gelmesine neden olmaktadır. Değişkenliğin ve belirsizliğin yüksek olması, hız ve kalite beklentilerindeki artış yeni dönem üretim stratejilerinin eskiye göre çok daha farklı olmasını gerektirmektedir. Artık, sadece ölçek ekonomisine endeksli seri üretim konsepti ve endüstriyel çağ bakış açısıyla tüketici beklentilerinin karşılanması mümkün değildir. Dijital çağ, kişiselleştirilmiş-yenilikçi ürünleri seri üretim performansıyla yapabilme konsepti üzerine kurulmaktadır.

Kişiselleştirilmiş ürünlere olan rağbet inovasyon ve ürün geliştirme sürecini daha anlamlı hale getirmektedir. Pazara yön veren stratejilerle tüketici beklentilerini herkesten önce fark edip, inovatif ürünleri hızlıca geliştirebilmek, dijital çağın en önemli rekabet gücüdür. İnovatif ürün hem pazarda kalıcı olmanızı hem de ürününüzü daha pahalıya satabilmenize olanak sağlıyor. Dünya sınıfı üreticiler inovatif ürünler geliştirmek için olanca güçleriyle çabalıyor, bu konuya ciddi kaynak ayırıyorlar.

Kaynak ayırmak… İşte mesele aslında burada başlıyor. İnovasyon için gereken kaynağı nereden buluyorlar? Nitelikli kadroların ücretlerini, araştırma geliştirme faaliyetlerinin maliyetlerini nasıl karşılıyorlar?

Cevap aslında çok basit. Giderleri ve fırsat maliyeti kayıplarını azaltıp, buradan elde edilen kaynağı inovasyona ayırıyorlar.

Eskiden hangi ürünün üretileceği, ürün özelliklerinin ve fiyatının ne olacağı gibi konularda üreticiler söz sahibiyken bugün bu durum, eğer son derece özel ve başka bir yerde bulunmayan bir ürün üretmiyorsanız tamamıyla müşterinin kontrolüne girmiştir. Önceleri “Gelir = Gider + Kâr” olan üretim formülü, bugün müşterinin ürün fiyatını belirlemesi sonucunda “Kâr = Gelir – Gider” halini almıştır. Hatta, iktisatçıların yaklaşımına göre bu formüle bir de üretim ortamında, tercihler sebebi ile vazgeçilen en iyi alternatifin ölçüsü, fırsat maliyetleri de eklenmekte ve kârlılığın formülü “Kâr = Gelir – Gider – Fırsat Maliyeti” olarak tanımlanmaktadır. Artık, üreticiler eskiden olduğu gibi kârlılıklarını artırmak için ürün fiyatını artırma şansına sahip değiller. Yeni formül, kâr’ın bir etken değil, üretim fonksiyonunun bir sonucu olduğunu ve kârlılığı artırabilmek için yapılacak yegane şeyin giderleri ve fırsat maliyetlerini azaltmak olduğunu açıkça belirtmektedir.

Giderler, yaptığımız tüm faaliyetler sonucunda oluşurlar. Bazıları zaruridir ancak oldukça önemli kısmı engellenebilecek problemler sonucunda ortaya çıkarlar. Kayıplar sonucu oluşan verimsizlik, pazardaki belirsizlik nedeniyle elde edemediğimiz hız, süreçlerdeki değişkenlik sonucunda ortaya çıkan kalitesizlik gerçekte giderlerimizin istenmeyen kısmının ana nedenleridir. İşte: ‘verim, hız ve kalite’, yeni dönem işletmelerinin aynı anda sahip olması gereken üç hayati unsurdur. Dünya sınıfı üretici olup, yeni döneme ayak uydurabilmek ancak bu üç unsurun bir araya gelmesiyle mümkündür.

Yeni dönemde hataya hiç yer yok! Sadece değişime açık ve hızlı öğrenme yetisine sahip firmalar ayakta kalacaklar. İşletmeler artık hiç olmadıkları kadar verimli, hızlı ve kaliteli olmak zorundalar. Üstelik bunu sadece kendi bünyelerinde değil, tüm tedarik zinciri boyunca yapmaları gerekecek. Müşteriye yok dememek ancak stok seviyelerini az tutmak, üretiminde malzemesiz kalmamak ancak envanter seviyelerini en aza indirgemek, operasyonel anlamda hızlı olmak ancak kaynakları optimum seviyede kullanmak ve tüm bunları yaparken de çevresel faktörleri göz önüne alarak, karbon salınım seviyelerini azaltmak operasyonel mükemmelliği arayan üreticilerin birinci gündem maddesi. Tüm bu gerekli, ancak birbirini kısıtlar gibi gözüken faktörler artık hiçbir işletmenin tek başına üstesinden gelemeyeceği boyutlardadır. Bu boyut, tedarik zinciri yönetiminin önemimi daha da artırmakta ve daha etkin yönetilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

Yeni yaklaşım ‘toplam maliyet’ kavramında hedef sadece sizin maliyetlerinizin aşağı alınması değil, toplam maliyetin (tedarikçi + üretici + dağıtıcı) aşağı alınmasıdır. Artık firmaların değil tedarik zincirinin kalitesi, hızı ve maliyeti rekabet etmektedir.

Bu durumun sonucunda;

1) Dijital çağda, endüstri çağına göre daha sık ürün geliştirilecek ve bunu hızlı yapabilenler daha rekabetçi olacaklar (Fast Product Development).

2) Üretimde küçük lot adetleri ve sık ürün/model dönüşü yaparak çalışmamız gerekecek (Leagile Manufacturing).

3) Silo tarzı organizasyonların yerini değer zinciri organizasyonları alacak, yetkin ve problem çözebilen insan kaynağı norm haline gelecek, başarı/performans kriterleri ve ölçütleri değişecek (Value Stream Management).

4) Pazarın yerini müşteri ağları alacak (Network is your Customer).

5) Veri konsepti, stratejik varlığa dönüşecek ve veriden anlamlı bilgi türetebilen tedarik zincirleri kazanan olacak (BDESC: Big Data Enabled Supply Chain).

Leave a Reply


6 + beş =

Affiliates

Follow Me On The Web!

Join Lean Ofis | Turkey

Yalın Yönetim

Lean Ofis | Blog üyelik için

Tesekkürler